Başta tarım olmak üzere doğal kaynakları kullanan tüm sektörlerde çevre adına atılacak her bir adım önem taşıyor. Atık azaltma, yeniden kullanılabilirlik ve geri dönüşüm gibi kavramların bütününü oluşturan yeşil pazarlama, aynı zamanda işletmelere hedeflerine ulaşmak için fırsatlar da sunuyor.
Gezegenimizde yaşamın temel kaynaklarından olan her şey, yani hava, su, toprak ve gözle görülmeyecek kadar küçük organizmalardan tüm bitki çeşitlerine kadar tüm canlılar için bugün yaşanan iklim krizine karşı aynı ölçüde risk altında. Başta tarımsal üretim olmak üzere insan yaşamının devamlılığını sağlayan tüm faaliyetler de bu kaynaklara ve çevresel öğelere sıkı sıkıya bağlı.
Küresel iklim değişikliği ve kirlilik gibi özünde insan kaynaklı olan çevresel tahribatın tüm bu kaynakları geri dönüşsüz bir yıkıma götürmemesi için görev yine insanlığın ortak çabasına düşüyor. Tek tek bireylerden devletlere ve uluslararası kuruluşlara uzanan bu sorumluluk zincirinin en kritik halkalarından birini de ticari işletmeler oluşturuyor.
Geçmiş alışkanlıkların ve salt ticari kaygının yerine
Küresel ve büyük çaplı markalardan yerel ve küçük ölçekli şirketlere kadar, doğal kaynakları kullanan tüm işletmelerin çevre adına atacağı her bir adım önem taşıyor. Markaların geçmişten gelen alışkanlıkları ve salt ticari kaygıları bir kenara bırakarak çevre dostu yöntem ve ürünlere yönelmesini öngören sistemlerden biri olan “yeşil pazarlama” giderek yaygınlaşıyor.
Yeşil pazarlama tüketici talepleri ile işletmenin kendi hedeflerini doğanın korunması temelinde yeniden belirliyor ve geleneksel pazarlama yöntemlerini bu yönde dönüştürüyor. Üretmenin ve tüketmenin yeşil hali yazısında bu sisteme geçişin aşamalarını paylaşan tarlasera.com, bu kez yeşil pazarlamada kilit rol oynayan kavram ve anlayışları ele alıyor.
Az atık üreten enerjiden de tasarruf ediyor
Yeşil pazarlama davranışları kapsamında temel kavramları azaltma, geri dönüşüm, yeniden kullanılabilirlik, sürdürülebilirlik ve yeşil boyama oluşturuyor. “Azaltma” eylemi, atık oluşumunu en aza indirirken enerji kullanımını da düşürmeyi amaçlıyor. Bu süreçte hava, su ve toprağın en küçük bir çalışmada hızla atık haline gelmesi de engellenmiş oluyor.
Çevresel atıkların azaltılması, işletmenin ürettiği atıkları yok etmek için harcadığı maliyeti ve kullanmış olduğu kaynak masraflarını da ortadan kaldırıyor. Böylece çevre ve sosyal yapıyla fayda sağlarken bir yandan ekonomik kazanım da elde edilmiş oluyor.
Daha az ambalaj daha az atık demek
Çevreci atık stratejileri sadece üretim sürecinde ortaya çıkan atıklarla sınırlı değil. Ürünlerin son kullanımından sonra geri dönüşümünün sağlanması ve çevreye zarar vermeyecek şekilde atık formunu kazanabiliyor olması da şart. Ürün paketlemelerinin azaltılması da atık yönetiminde en çok fark yaratan uygulamalar arasında.
Tüketilen ürün yeniden üretime dönmeli
“Geri dönüşüm” davranışında kimi zaman aracı kurum tarafından, kimi zaman ise kurumun kendi organizasyonuyla gerçekleşen ürün iadeleri yer alıyor. Toplanan bu ürünler temizlenip yeniden kullanılabileceği gibi, hammadde haline getirilip yeni bir ürün olarak da tüketime kazandırılabiliyor. Bunun uygulamadaki en tipik örneği geri dönüşümlü, depozitosuz cam şişeler.
“Yeniden kullanılabilirlik” üretilen ürünün daha sonra aynı ya da farklı amaçlar için, farklı ortamlarda defalarca kullanılabilir olmasını içeriyor. Bu davranış içerisinde yeni bir ürün üretmek yerine mevcut ürün yeniden düzenleniyor, tamir veya modernize ediliyor ve yeniden piyasaya sürülüyor.
Yeniden kullanılabilirlik ve geri dönüşüm kavramları arasında temel bir fark var: Yeniden kullanım için toplanmış ürünler gerekli bakımlardan geçtikten sonra yeniden pazara sürülürken, geri dönüşüm süreçlerinde ise toplanan ürünler parçalara ayrılıyor ve elde edilen hammaddeler tekrardan üretime kazandırılıyor.
Kaynakları gelecek kuşaklarla paylaşmak
Bugün kullanılan doğal kaynaklara yakın ve uzak gelecekte de ihtiyaç duyulacağını gerçeği ise “sürdürülebilirlik” davranışının temelini oluşturuyor. Bu anlamda, tüm süreçlerde başvurulan kaynakların gelecek kuşakların da kendi ihtiyaçlarını karşılama yeteneğini göz önünde bulundurarak tüketilmesi gerekiyor.
Yeşile boyama: Çevreci göz boyama!
“Yeşil yıkama” (greenwashing) ya da “yeşil boyama” olarak da adlandırılan “yeşile boyama” kavramı ise öncekilerin tersine olumsuz bir anlam taşıyor. Bir işletmenin özünde çevreci bir anlayışı benimsemediği halde, dışarıdan bakıldığında “yeşil” bir marka olarak görünmesini sağlayan uygulamalar yeşil boyama olarak tanımlanıyor.
Markanın gerçekte olduğundan daha fazla çevre dostu olarak algılanmasına yönelik davranışları da kapsayan yeşile boyama, çevresel duyarlılıkları kullanarak ticari fayda etmeyi amaçlıyor. Diğer yeşil uygulamalarla birlikte çevreyi korumak için gösterilen tüm çabaları gölgeleyen bu tip yanıltıcı yöntemlere karşı duyarlılık kazanmak gerekiyor.
Düşen maliyetler yeni fırsatlar yaratıyor
Son yıllarda Türkiye’de de artan bir yönelim olan yeşil pazarlama uygulamaları bugüne kadar dünya genelinde farklı sektörlerde pek çok başarı öyküsü ortaya çıkardı. Doğa ve çevrenin geleceğini öncelik olarak alan yeşil pazarlamayı bir fırsat olarak değerlendiren markalar, kaynakların etkin kullanımı sonucu düşen maliyetlerin farkına vardıkça yeşil pazarlamayı daha güçlü şekilde benimsiyor.
Rekabete “yeşil rekabet” de ekleniyor!
Firmalar bu yolla, yeşil pazarlamanın temel ilkeleriyle uyumlu olmak kaydıyla kendi ticari hedeflerine de daha kolay ulaşabiliyor. Örneğin bir işletmenin çevre ile ilgili faaliyetlerini diğer firmalar üzerinde bir baskı unsuru olarak kullanabilmesi onun rekabet gücüne katkı sağlıyor. Ayrıca doğa dostu politikalar izleyen firmalara yönelik devlet destekleri ve teşvikler bu uygulamaların cazibesini arttırıyor.