Tarım Dergisi tarlasera
tarlasera SATIN AL
Kapat

19.04.2022

Tarımsal romantizm ayçiçeğinin hikayesi

Ayçiçeğinde yaşanan krizler kendi kendine yetebilir olmanın çok önemli bir gerçek olduğunu hatırlatıyor. Bunu sağlamanın yolu ise tarımsal romantizme ayak uydurarak değil, doğru tarım politikaları uygulamak ve üreticiye hak ettiği gerçek destekleri vermekten geçiyor. Romantik politikalar yerine gerçekçi çözümler üretildiğinde ayçiçeği gibi katma değer yaratılabilecek ürünlerde Türkiye’nin kendine yeter veya ihracatçı ülke konumuna gelmesi orta-uzun vadede mümkün.

Gündemimizden düşmeyen ayçiçeğinin romantik trajedisi olarak bakıyorum son olaylara. Hollandalı ünlü ressam Vincent Van Gogh, "Ayçiçekleri" tablosunda adeta akıbetini çizmiş ayçiçeklerinin. Yaşam ve ölüm döngüsünü öyle anlamlı resmetmiş ki tablosunda, işte bu biziz diyor insan.

Ayçiçeğinin ülkemizdeki kaderi, görünüşe bakılırsa şiirlere konu olduğu kadar güzel değil. Gıda güvenliği ve kaliteli beslenme açısından büyük bir öneme sahip olan bu yağlı tohum, her ne kadar geçtiğimiz günlerde çıkan savaşla gündemimize otursa da üreticiler ve üretici birlikleri senelerdir alarm veriyoruz diyerek uyarıyor. Ayçiçeğine dair çağrılara kulak asılmalıydı Ayçiçek yağına olan talep, Türkiye nüfusundaki artışa oranla çok daha fazla. İç talebi yerli üretimle karşılayamadığımız için, tohum ve ham yağ ithal ederek talebi karşılamaya çalışıyoruz. 2020 yılında Trakya Birlik’in piyasaya ilişkin ciddi uyarılarda bulunduğunu hatırlayalım

Üretimde ciddi düşüşlerin olduğunu, inşaatçı, kuyumcu gibi sektör ile akalası olmayan yatırımcıların alım yaparak depolarda ürün beklettiğini açıklamışlardı. Piyasaya ilişkin fiyat artışları ve ürün tedarikinde yaşanabilecek sıkıntılar konusunda uyarmışlardı. Piyasa düzenleyici rolünde olan Trakya Birlik'in çağrılarına o dönemde kulak asılmalıydı. Dinleyenler ise sadece fırsatçılardı kanımca.

Fiyat artışlarında dolar kurunun, patlak veren savaşın ve ekonomik yaptırımların etkisi var mı? Elbette var ancak mevcut durum görünenden farklı. Bir ülkeyi kontrol etmenin en etkili yollarından biri gıda kaynaklarına yapılacak olan müdahaledir. Eski bir askerden duyduğum, Napolyon'a ait etkileyici bir söz vardı: "Ordular, mideleri üzerinde yürür." İkmal ve iaşenin hayati önemi vardır. Sofralarımızın vazgeçilmezi ayçiçek yağının bugün geldiği noktada her bir vatandaş artık endişe ve panik içerisinde. Panik olmalı mı? Bence şimdilik hayır. Ancak orta ve uzun vadede acilen önlemler almalıyız. Karnımız doymazsa çalışamaz, üretemez ve verimli olamayız. Üretmezsek ve dışa bağımlı politikalarımıza devam edersek çıkan her krizde darbeyi en sertinden alan yine biz olacağız.

 

ayciceginin-hikayesi.jpg

Rusya’nın ham tohum ihracının önüne geçmesi risk taşıyor

Ayçiçeği üretimi için elverişli tarımsal alanlara ve iklim koşullarına sahip olmamıza rağmen dünyada lider ithalatçılardan olmamızın sebeplerinden en önemlisi günübirlik tarımsal politikalar yapıyor olmamız. Yani "Tarımsal Romantizm." 2017'de ve 2019'da üreticilere tarla bozduran mildiyö hastalığı ile ilgili herhangi bir çalışma yapılmamış, üreticinin kendi hâline bırakılmış olması da aynı romantizmin rehaveti. Bölgede faaliyet gösteren bazı tohum firmalarının bölgenin iklim koşullarında hastalığa dayanıksız cinsteki tohumların satışını yapmasının bedelini şirketler değil üreticiler ödediler. Yine geçtiğimiz dönemlerde Rusya'nın sadece tohum değil, ham yağ ve küspe de ihraç etmek için kolları sıvaması, dünyanın lider ihracatçılarından biri olması sebebiyle dünya piyasasını da direkt olarak etkiledi. Tohum ihracatını engelleyerek ham yağ ve küspenin ayrı ayrı ihraç edilmesini sağlayan Rusya, Türkiye'deki fiyatları doğrudan etkileyecek bir adım atmış oldu. Türkiye'de tohumu işleyen kırıcı makineler atıl duruma geldiğinde yem fiyatları ve yağ fiyatları önlenemez bir artışa geçecek. Rusya, ham tohum ihracının önüne geçip tohumları işleyerek yaratılan katma değeri de kendi ülkesine bırakmak istiyor. Türkiye bu durumda iç üretimini artırmalı. Aksi hâlde hayvancılık sektörü ve gıda sektörü bu olumsuz tablodan etkilenecek hatta etkilenmeye başladı bile.

Alınması gereken ilk ders kendine yetebilir olmak

Kur sebebiyle yaşadığımız fiyat artışlarını kırmanın yolunun üretimi artırmak ve etkili politikalar üretmek olduğunu artık biliyoruz. Pandemi ve savaş, fiyat artışlarının en önemli sebepleri olarak görünse de almamız gereken başka dersler olduğuna eminim. Dünyada veya ülke içinde çıkabilecek herhangi bir krizi göğsümüzde yumuşatabilmemizin tek yolunun "kendine yeterlilik" ten geçtiği almamız gereken birinci ders. Tarımsal romantizm dediğimde romantizmi duygusal algılamayın. Biraz ayakları yere basmayan, hayalperest yaklaşımları içeriyor bu yakıştırmam. Hedefi olmayan amaçsız veya gerçeklikle bağdaşmayan politikaları. Ciddi bir şekilde iklim krizine ve kuraklığa karşı üretim planlamamızı yapmamız gerekirken, tarımsal destekleri azalttığımız bir dönemden geçiyoruz. Destek ödemelerinde bir yıl geriden geliyor olmamız, üreticinin fiyat artışları karşısında belini daha fazla büküyor.

Tarımsal destekler kanuna göre verilmiyor

Tarım Kanunu’na göre Destek Bütçesi GSMH'nin yüzde 1’inden az olamaz. Yani milli gelirin en az yüzde 1’i tarımsal desteklere aktarılmalı. Eğer kanun hükmü yerine getirilse idi 2021 çiftçi destek ödemeleri toplamda 25,8 milyar lira değil, 79 milyar lira olarak yapılacaktı. Özetle üretici yeterli ve olması gerektiği gibi desteklenmiyor. Desteklenmeyen ve kazanmayan üretici de üretimi bırakıyor. Aynı üreticiyi üretime geri döndürmek ise neredeyse imkânsız. Ayçiçeği üretimi için bir diğer talihsiz nokta ise gübreyi de Rusya ve Ukrayna’dan alıyor olmamız. Gübre fiyatı TÜİK verilerine göre yüzde 152 artmış durumda. Reel piyasada artış bunun çok çok üstünde. Tarlasına yeterli gübre atamayan üreticinin rekoltesi de aynı oranda düşüyor. Gelişen teknoloji ile birim alandan daha fazla verim alabiliyor olmamız gerekir. Ancak artan maliyetler nedeni ile daha fazla verim almak şöyle dursun ekili alanlar bile terk ediliyor.

İç üretim ekonomik sürdürülebilirlik için önemli

Doğru tarım politikaları uygulayarak ayçiçeği gibi katma değer yaratılabilecek ürünlerde kendine yeter veya ihracatçı ülke konumuna gelmemiz orta-uzun vadede mümkün. Ancak ne yaptığımızı bilmeliyiz. Romantik politikalar değil, gerçekçi çözümler üretmeliyiz. Tarımsal üretimdeki sıkıntılara karşılık, “Paramız var ki ithalat yapıyoruz” sözleri geliyor aklımıza ister istemez. Paramızla aldığımız ham yağların, ithal ettiğimiz ülkelerde çıkan kriz sebebiyle ülkemize ulaşıp ulaşmayacağını tedirginlikle bekledik. Rusya, gemilerin geçişine izin verdi ama ya aksi olsaydı? Bu sebeple paramızla aldığımız ithal ürünleri gümrük vergilerini indirerek daha fazla desteklemek yerine iç üretimin artırılmasını desteklemenin ekonomik sürdürülebilirlik açısından daha akılcı olduğu çok açık. 

ayciceginin-hikayesi-2.jpg

Önlem alınmazsa küçülme devam edecek

Ayçiçeği üreticisine mazot, gübre, zirai ilaç destekleri dâhil toplamda ödenen destek miktarı dekar başına 34 lira. Bakıldığında bu fiyata 1 litre ayçiçek yağı bile alınmıyor. Mazot fiyatı ise Tekirdağ/Süleymanpaşa için 20,66 lira. Neredeyse 1 litre mazot fiyatı kadar dekar başına destek alan üretici hâliyle isyan ediyor. Patlak veren kriz sebebiyle üreticinin hasat ettiği tohum fiyatları artacak olsa da orta vadede yüz güldürecek bir tablo değil. Üretici destekleri gerçekçi bir şekilde yapılmaz ise ayçiçeği ekim alanlarında meydana gelen yüzde 3’lük küçülme daha da artarak devam edecek. Artan fiyatlar ve arzdaki sıkıntılar sebebiyle gözler alternatif ürünlere çevrildi. Kanola, aspir, mısır, soya ve palm yağlarında gümrük vergileri sıfırlandı. Yine üretime verilen bir destek değil ancak kısa sürede bu soruna çözüm üretilmesi gerekiyordu. Talebin karşılanmasına yönelik atılan alternatif ürünlere vergi sıfırlama kararını anlıyorum. Ancak yine önemli yağ kaynaklarımızdan biri olan zeytin ağaçlarının yakın zamanda zeytinlik alanlarda madencilik faaliyetlerine izin verilmesiyle neden kurban edildiğini anlamakta güçlük çekiyorum. Ayçiçek yağı krizinin seslerini duymuştuk, sessiz ve derinden değil, aleni bir şekilde geldi. Şimdi zeytin için aynı uyarıda bulunuyoruz. Zeytinlik alanların katledilmesi fiyatları etkileyecek. Ulaşılabilirlik düşecek. Üretim düşecek. Küresel üretimin yüzde 14’ünü karşılayan bir ülke iken ithalatçı yani dışa bağımlı konuma geçeceğiz. Ağaçların taşınması veya zeytinlik alan tahsisi gerçekçi bir çözüm olarak durmuyor. Tahsis edilen alanlarda 35 sene zeytinin verime yatması beklenemez. Var olanı korumak zorundayız.

İç talebin yarısı bile karşılanamıyor

Dönelim ayçiçek yağına. Şu an kurumlar ithal edilen veya iç üretimden gelen ham tohumları kazanmadan işleyip piyasaya sürmeyi kabul etmiş durumdalar. Çeşitli fedakârlıklarla ve kısa vadeli tedbirlerle artan yağ fiyatlarını şimdilik baskılıyoruz. Uzun süre fiyatları tutabilecek önlemler ve fedakârlıklar değil hiçbiri. Ayçiçek sezonu başladı. Bereketli olmasını dilerim. Bereketli bir yıl geçirsek de tüketici açısından bereketin fiyatlara yansımayacağını da belirtmek isterim. Talebin yalnızca yüzde 40’ını iç üretimimizden karşıladığımızı göz önüne alırsak ham tohum, ham yağ gibi ithalat kalemi ürünler fiyatları yukarı çekmeye devam edecek.

Sulama yatırımları üretimi artırabilir

Bu durum karşısında fiyat kırıcı olabilecek tek yöntem ise iç üretimi artırmak. İç üretimin artabilmesi için ise atılacak öncelikli adımlardan biri sulama yatırımları yapmak. İpsala Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Girgin, Çakmak Barajı’nın tamamlanmasından sonra sulamaya açılabilecek 550 bin dönüm ekime müsait alan olduğunu söylüyor. Bu alanlara yapılacak yatırımları öncelikli hâle getirmek, hızlandırmak bir sonraki üretim sezonuna kadar sulama sıkıntısı çeken ekim alanlarına su taşımak iç üretimi kayda değer biçimde artıracaktır. Bölgede rekolteyi etkileyen en önemli sorunlardan biri sulamadır. Sulama yatırımlarının tamamlanmasıyla ekime açılan üretim alanlarının yanı sıra rekoltede de 4 kat bir artış bekleniyor. Çakmak Barajı’nın tamamlanması ve ekilen alanlardaki tarlalara da su taşınmasının yanı sıra sulama sistemlerinin teknolojiye entegre edilmesi de kaynakların verimli kullanımı açısından önemli. İnsan eliyle salma sulama yöntemleri, ayçiçeğinde stres kaynaklı rekolte kaybına sebep olur. Ayçiçek ekim alanlarında pivot sulama sistemlerinin kurulması ile erken ve geç dönemde bitkinin yeşil aksamının su ihtiyacına göre sulama imkanı sağlanır. Bu da verimi önemli ölçüde artırır. Verim yanında yağ kalitesinde de artış sağlanır.

Romantik tedbirler vakit kaybettirir

Ekonomik açıdan verimin yanında üretimin kalitesini de artırmayı hedeflemek zorundayız. Bu açıdan alınacak tedbirlerin hem verimi hem de kaliteyi artırmaya yönelik olması gerekir. Mevcut durumda hızlı çözümler arıyorsak ve üretimi en kısa sürede artırarak ithalat miktarımızı önemli ölçüde azaltmak istiyorsak bu yatırımları devlet eliyle sübvanse etmek zorundayız. Üreticinin kendi imkânlarıyla bu teknolojik entegrasyonu üretim alanlarında sağlaması çok uzun bir süreç olacaktır. Ekim alanlarını korumak, artırmak, zenginleştirmek ve ürün kalitesini yükseltmek için planlı bir ek bütçeyle ayçiçeği üretimine el atılmalıdır. Romantik tedbirler bizi sadece oyalar ve vakit kaybettirir. 

ayciceginin-hikayesi-3.jpg

Akılcı çözümler ortaya koymanın vakti

Bugün dünya ülkeleri kendine yeterliliğin enerji sektöründe ve tarım sektöründe öneminin farkındayken ülkemizin dışa bağımlılık politikası gıda krizini tetikleyen ve ulaşılabilirliği düşüren tehlikeli bir hâl almaya başlamıştır. Kendi teknolojimizi, kendi gıdamızı, kendi enerjimizi iç talebi karşılayacak şekilde üretmediğimiz takdirde ekonomide gerçekçi bir büyümeden ve refahtan bahsedemeyiz. Bugün ayçiçeğinde patlak veren kriz yarın zeytinyağında olacak. Hayvansal ürünlerde başladı bile. Dün buğdayda vardı ve orta vadede bizi nelerin beklediği çok açık. Felaket tellallığı yapmak istemem ama tarım ihmalkârlığı devam ettiği sürece gıda güvenliğimizin tehlikede olduğu kesin. Tarımsal Romantizm devrini savaş vesilesiyle kapatarak yaşandı bitti diyelim ve sektörü toparlamak için akılcı çözümler ortaya koyalım. Üreticiyi ve piyasayı oyalama adımları atacak aşamayı çoktan geçtik. Dilerim bu sezon sarı gelinler bereket saçar topraklara, döndükleri güneşin aydınlığını yansıtırlar ruhumuza ve aklımıza.

Ne demiş yazar: Ayçiçeği misali hep güneşe çevireceksin yüzünü. Ruhun aydın olacak, gözün aydın.

Sayfa ilk kez okundu.

En çok okunan makaleler

Yorumlar
    Bu yazı için henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.
Yorum Yaz

Yorumunuz Gönderildi